Toplamda 3 gece 4 gün süren Lotus Yat Kaptanlığı Eğitim Seyrini kısa notlarla anlatmaya çalışacağım;
Önce ekibi tanıtarak başlayım isterseniz. Ekibimiz Mehmet Erem, Selma Ömür, Can Ateş ve ben Fatih Tanış tan oluşmaktadir efendim.
Kayığımız LOTUS

Begonvil

İlk gece uçaktan inip havaş ile Marmaris terminaline oradan da Selma hanım ın bizi alarak tekneye varışımızla başladı. Tekneye ulaşmamız Akşam saatlerini bulduğu için seyre çıkılmadı. Teknede kamaralara yerleşmemizin ardından ekip olarak iskelede ayrılan masamızda yerlerimizi aldık. Aynı iskelede bağlı olan Avara kaptanı Erol Akyiğit, misafirleri Erkan Bey ve Ayşe Hanım la bir süre sonra masamızda bizlere katıldılar. Erol abiyi ben daha önceden tanıyordum fakat misafirleriyle tanışmak bizler için sürpriz oldu. Sebebini yazımın ilerleyen kısmında hep beraber göreceğiz.
!! MEREM !!

1. Gun
Simi seyri :
Sabah 9 gibi kalkıldı. Seyir hazırlıklarına başlandı. Saat 10 civarı bulunduğumuz Begonvil iskelesinden avara olundu. İskele kontra kolayina bir ruzgarla 3 saat civarinda sürdü yolculuğumuz. Seyirlerde hiç durmadan her boş vakitte sözlü eğitim yapıldı Mehmet Erem tarafından. Tüm ayrıntılarıyla Yat Kaptanlığının incelikleri elimizdeki yazma tahtasına ve sonrasında uygulamalı olarak haritalar ile masaya yatırıldı.
İlk önce dik tepelerinin ve denizinin beni her seferinde ayrı büyülediği Thessalona koyunda deniz molasi verildi, demir atma pratiği yapıldı. Orada bize Avara ve mürettebatı katıldı. Sonra Pedi de konaklamak üzere birlikte demir alındı ve seyre çıkıldı. Yaklaşık bir saat sonra Pedi deki Beton iskele ye aborda olmak üzere hazırlık yapıldı, detaylı şekilde yanaşma taktikleri tartışıldı.
Pedi de deniz molası verilerek dinlenildi ve daha sonra Simi ye gitmek üzere topluca otobüse binildi. İlginçtir ki otobüste bu aylarla mı alakalı pek bilmiyorum ama yaş ortalaması sanırım 70 in üzerindeydi ve bu bize kendimizi oldukça olgun hissettirdi. Hep birlikte Simi de alışveriş için markete uğrandı. İhtiyaçlar karşılandı. Akşam sahilde bulunan Pandelis restaurant da likidler eşliğinde çok keyifli bir aksam yemeği yenildi. Likidlerin dozu arttıkca ekiplerde bir bir çözülmeye, samimiyet doruk noktaya ulaşmaya başladı. Nitekim sonrasında bulduğumuz çok eğleneceğimiz bir barda müzik dinlenip dans edilmeye geçildi. Artık burada dananın kuyruğu kopmuş iki ekibin de fırlamaları su üstüne çıkmış, tüm Simi bizim Ankara oyunlarıyla oynar hale gelmişti.(Aramızda Ankara lı olsaydı daha iyi olacaktı ama neyse)
Saat bayağı ilerlemiş eğlencenin dibine vurulmuş likidler görevini icra
etmiş bir halde dönüş için araç aranmaya başlandı. Nitekim bilenleriniz
vardır. Simiden pediye en son araç yanılmıyorsam 23.00 dür. Nihayetinde
bizim samimi eğlence anlayışımıza uyum sağlayan bar çalışanlarının da
yardımıyla bir kamyonet bulunmuş ve biz erkekler kasasında yerlerımızı
almış olduk.
Tabi bu arada elimizde shut bardakları (dökülürse az zayi verelim
amcımız) içlerinde de Metaksa eşliğinde. Pedi ye vardığımızda kamyoneti
kullanan arkadaşa lütfen kasanın damperli olduğunu söyle tarzında
yakarışlar duyulmadı değil. Nitekim sürünerek de olsa bir şeklide
sağsalim kayıklarımıza vardık. Bilmiyorduk ki bu gecenin macerası yeni
başlıyordu. Ben hemen Mahir abinin gıcık olduğu
meşhur kablosuz ses aygıtını en olası romantik müzik ile donatarak ortama bir romantızm kattım. Katmaz olaydım.
Bizim aşık misafirler Erkan ve Ayşe Lotus un güverte de başladılar
aşkın ve tutkunun dansı tangoya hemen. Neyse yine bardaklar doldu doldu
boşaldı Lotus un havuzluğunda hep birlikte. Başlandı hatıralar
anlatılmaya hep birlikte. Bi ara Selma ve Ayşe hanım aşağı indiğinde
Erkan abi açılmaya başlamaz mı. Abi ben aslında geçmişimi size pek
anlatamadım hanımların yanında. Ben eskiden Londra Playboy vıdıvıdı
sıydım. ( Ne oldugunu unuttum Playboy dan sorumlu Londra Bakanı gibi
bişeymiş) Haydaaaa kardeşim şimdi mi söylenir bu. Son gece hatta son
saatlerde, engin tecrubelerinden faydalanmadan seni nasıl bırakalım dimi
ama. Aklımıza gelen binbir soruyu adama yönlendirdik tabi biz hemen. O
ablalar insan mı ne yer içerlerde bu güzellik vb.
Adam ambole olmuş bir şekilde başladı anlatmaya. İşte ben saydığım
kadarıyla 12 tanesi ile arkadaşlık kurdum şu kadar görüştüm en uzun
falan demeye. Üzerine şu anda ben bir kaç playmate kızı ile komşuyum
oturduğum sitede demez mi. Muhabbetin sonrasını zaten hatırlamıyorum.
(Rtük kararı ile )Masum Köylüler


Bar henüz dağılmamışken


Sevgili Selma Hanım ve Misafirimiz Ayşe Hanımlar Erol Taş Abimizle bu karemizde de.


Pek Alkol Kullanmayan Erol Taş Pardon Akyiğit Ağabeyimiz.


Farkettiyseniz Fotograf Bile Çekemediğimiz Anlar.


2. Gun
Palamutbükü Seyri :
Planımız, gece iyice dinlendikten sonra sabah uygun bir vakitte uyanıp, Palamutbüküne yani Mahir Günşıray ve Eşi Cloud un bulunduğu limana bağlanmaktı. Seyrimiz eğitim ve tartışmalarla çok keyifli sürdü. Yanılmıyorsam saat 5 civarı idi. Benim kaptanlığımda Palamutbükü ne vardık. Palamarımızı Mahir ağabeyin elinden almak ayrı bir zevkti. Ve kıçtan kara sağsalim liman a bağlandık. Bir saat kadar hoş geldiniz kokteylinden sonra akşam yemek için sözleşerek ayrılındı. Hemen kıyıda bulunan bir restaurant ta Mahir abi, Eşi, Can, Mehmet Abi ve Selma hanım ile akşam yemekleri yenildi. Ve sonrasında gece seyri yapmak üzere hazırlıklara başlanıldı. İstikamet Dirsekbükü maksat gece seyri incelikleri eğitimi.
Sevgili Mahir Ağabey ve Kaptanı Deryamız Mehmet Erem Ekmek ile Puro Takası Yaparken.
Bulunamayan dirsek
Kaptanımız üstadımız sağolsun, sayesinde konaklayacağımız koy olan Dirsekbükü ne gece seyri ile, sadece harita ve kerteriz pusulası yardımıyla tüm görebildiğimiz fenerleri haritadan kontrol ederek, hiçbir elektronik cihaz kullanmadan geldik. Ama nasıl ? …. ayrıntılarda tabiki .

Tabi ki bunun için önce üç ayrı noktadan kerteriz alındı.Bu kerterizlerden ilki bir Fener idi. İlk görülen sancak tarafımızdaki bu fenerin, yine sancağımızdaki belli bir derecede haritada ve gerçekte fenerin önünü kapayacağı bir burunun derece ölçümü yapıldı ve o dereceye kadar seyre devam edildi. Çünkü koyun tam ağzına en yakin o şekilde gelinebilecekti. Velhasıl bu rota bizi koyun ağzına, yani çıplak göz ile içerideki demir fenerlerinin görülebileceği mesafeye düşürecekti. Nitekim düşünülen pozisyona hesaplanan şekilde gelindi.
Bu arada araya bir anekdot ilave etmeden duramayacağım. Mehmet Abi hesap yapmak için bir harita masasına, bir hazuluğa mekik dokurken biz kendisini izliyor merakla bakıyoruz. Allah Allah diyorum ben içimden bu adam niye bu kadar heyecanlı gidip geliyor. Meğer Gps in pili bitmiş oda manuel harita hesabı ile yerimizi tespit edip rota belirliyormuş. Neyse koyun ağzına geldikten sonra beyler dedi ‘koy girişi biraz çetrefilli gözünüzü dört açın bir yere bindirmeyelim’ E Mehmet Abi niye Gps ten açıp bakmıyoruz koy girişine dediğimde. Yok ki kardeşim Gps in pili demez mi.(Bunu da yazmadan duramayacağım; arada kopya çekmek için onun el Gps ini kullanıyordum sorularına cevap vermek için aleti açık unutmuşum) Nası olmaz abi benim yanımda iki tane Navionics(İpad ve İphone) bir tanede Garmin Deniz Haritalı El Cihazı var deyince. Al onları tıpa yap teknene demez mi. (Bu benim yorumum tabi) ‘Ben bir saattir ne için uğraşıyorum bilmiyormusunuz ter attı her yerimden koyun ağzını tutturacağım diye niye söylemedin Fatih cim’. ‘Abi ben ders zannettim o koşturmacayı ne güzel öğreniyorduk’ dediğimde ‘Neyse bunuda iyice tatbik etmiş oldunuz’ yanıtını aldım Kaptan’ı Deryamızdan.Tabi sükunetle.

Aslinda bulunan ama biraz terleten dirsek yani.
3. Gun
Gece seyrinin sabah 6 civarı bitmesi ile kamaralarına çekilen ekip, öğlen sularında tekrar uyandı. Sabah yapılan mükellef bir kahvaltının ardından son eğitim günümüze girmiş bulunuyoruz. İlk işimiz ‘karadan koltuk aldığımız sancak kıç omuzlukta bağlı olan halatımızı rüzgarın dirise etmesi sonucu ne yapmalıyız’ dersi oluyor ki durum da o zaten o an. Benzer uygulamaların yazı tahtası üzerinde örneklenmesinden sonra Sevgili Mahir ağabeyin Dirsekbüküne yaklaştığı haberini alıyoruz. Bizde misafir ağırlamak üzere ders için dağılan tekneyi toparlamaya başlamıştık ki. Ciddi ve bir o kadar sıkıntılı bir olay gelişiyor.
Lotus su aliyor !
Bir gun onceki, sancak kontra 25 derece tam arma orsa seyirde ipuclarini veren yine sancak kic kamaranin paspasi olmustu aslında. Ama kıç kamarada iki acemi çaylak olduğumuz için biz işi uyanamadık tabi.
Evet Lotus nasıl olduğu belli olmayan bir şekilde su aliyordu.
Gelelim konuya. Hep birlikte ortalığı toparlıyoruz. Mehmet abiye kilit lazim oldu. Farş tahtalarinin altinda oldugunu ogrendiğim kilit kutusunu bulmaya gittim. Aman tanrim ne göreyim! Sintine tamamen sular altinda. Hemen kaptana bilgi verdim. İnanmakta zorlansada görünce ikna oldu tabi. Hemen motor bölmesi açıldı tahmini derinliği bir metre olan sintine tamamen su dolu. Mehmet abi durum değerlendirmesi yapmak için hemen traş olmaya gitti tabi.
Şaka bir yana. Kaptan ilk iş hemen elektriği kesti. Çocuklar
‘sıkıntımız var’ dedi Can ve beni aldı yanına. Açın bakalın diğer farş
tahtalarını dedi. Biz elimize bir kova ve maşrafa benzeri aletler alıp
başladık suyu kovalara oradan da lavaboya boşaltmaya. Ben bu kadar
hacimli bir sintine daha önce görmemiştim şahsen. Biz Can ile boşaltma
işlemi yaparken Kaptan da aldı takımları eline fizibilite yapıyor.
Nihayetinde anlaşıldı ki motorun deniz suyu alım hortumu bir şekilde
hasar görerek suyu sintineye kaçırıyordu. Hemen borunun hasarlı bölgesi
kesilip ek yapılarak önce bu sıkıntı giderildi. Gelelim sonra ki işlere,
volan koruması civataları gevşek çıktığı için onlarda sıkıldı güzelce.
Tabi benim aklımda bir soru işareti var bu motor suyun içinde kaldıysa
elektrik bağlantıları için ne yapılmalıydı. Kaptana soruyorum durumu
evet haklısın onlarıda check edeceğiz yanıtını alıyorum. Gerekli
kontrolleri yapıyoruz. Ama aklımıza gelmeyen bir olay var motorun gevşek
olan volan bağlantılarından su alıp marş motorunun içine su girmesi.
Nitekim her şeyi nizami hale getirip kontrolleri de yaptıktan sonra
makinaya basıyoruz ve gayet güzel çalıştığından emin olup kapatıyoruz
motor dairesini. O arada Mahir ağabeyler gelmiş bize aborda olmuşlar ama
biz harıl harıl su boşlattığımız için kafayı çıkarıp bir merhaba bile
diyememişiz. Bizi soran Mahir abiye Kaptan ın cavebı; ‘cocuklara ödev
verdim onu yapıyorlar birazdan gelirler’ oluyor. Biz sessiz sessiz
gülüp çalışıyoruz tabi bu arada. Durumu belli etmeyeceğiz ya.
Neyse sonuçta sıkıntılar giderilip her şey halloluyor. Tabi şimdilik.
Misafirlerimizle bir iki saat vakit geçirdikten sonra. Biz dönüş yoluna çıkmak üzere hazırlıklara başlıyoruz. Tekneyi neta edip alıyoruz demirimizi, görülen hiçbir sorun olmadığından emin olarak rotamıza giriyoruz. Hisarönü körfezinde ciddi bir rüzgar ile eğitime devam ediyoruz. Hatta o rüzgarda balonumuzu basıp ‘broşa nasıl düşülür ve çıkılır’ eğitimi alıyoruz. Ve sıra son dersimiz olan Man Over Board tatbikatına geliyor.
Yapılamayan Man Over Board !
Tüm sözel anlatım tamamlandıktan sonra hazırlanan kobay insan ( büyük bir halat rodası bağlanmış balon usturmaça)
denize atılıyor. Kaptanımız Can. İlk görsel teması sağlayan Mehmet Erem
‘Denize Adam Düştü’ ikazını yaparak arkasından halat bağlı Can simidini
atıyor. Can Kaptan motor çalıştırıp tatbikata geçeceği sırada aaa o da
ne motor marş basmıyor.
Bir daha bir daha derken hiç tık yok. Marş motoru hiç hareket etmiyor.
Haydaaaa bütün ekip kopuyor tabi gülmekten. Mehmet Abi olan bizim
malzemelere olacak çocuklar hemen biriniz bota diğeri de benimle makine
dairesine diye komut veriyor tabi. Can bot kaptanımız bu arada. İlk
geldiğimiz günden beri her boşlukta bota atlayıp koyları teftiş ettiği
için ona bu lakabı uygun görmüştük.
Nitekim biz aşağı iniyoruz o da ne içeride bir duman. Mehmet abi yine
elektrikleri kesiyor hemen. Makine dairesi açılıyor. Marş motorunun tüm
kabloları yanmış ve motorun kendisinide zortlamış çıkıyor. O arada Can
bizim kobayı almış gelmiş. Ben hemen dümene çıkıyorum. Can da elektrik
okuduğu için marş motorunun başına Kaptan ın yanına geçiyor. Evet şu an
motorumuz yok ve dışarıda değişken olmakla birlikte iğnecikten gelen 20
knot civarı bir hava var. Biz bu rüzgarı geniş apaz kullanarak
gireceğimiz koya en yakın düşeceğimiz noktaya dümen tutmalıyız. Bu durum
çok elzem bir durum değil aslında. Nihayetinde biz Kaptanı Derya mız
Merem Kaptanımızdan üç gündür zaten bunun eğitimini aldık. Ama arkamızda
bir motor güvencesi olmaması tabi ki insanı düşündürüyor. Çünkü
sorumluluk bende ve Lotus un Kaptan ı motor dairesinde. Ve herhangi bir
hatamda bana yardıma hemen gelemeyecek durumda. O arada rüzgar benimle
oyun oynuyor. İğnecikten gelen rüzgar arkamdaki tepelerin etkisiyle
karışıp yön değiştiriyor. Bir iki üç derken dayanamıyorum ‘Kaptan ben
ayı bacağı yapacam’ diyorum. Dur geliyorum yanıtını alıyorum. Tabi
Kaptan geldiğinde rüzgar yine yön değiştirmiş geniş apaz a dönmüş
olduğundan fırçayı basıyor bana. ‘İşim var çocum’ böyle devam et sen.
Tamam kaptanım diyorum. Nitekim koyun girişine geliyorum rüzgar arkadan
estiği için kavança atılacak bu arada. Altımdaki tekne de Lotus tabi,
Denizin Fatih i olsa ohooo. Neyse atıyorum kavançayı giriyorum koya
derin bir oh çekiyorum. Erol Kaptan Begonvil Restaurant ın botu ile bizi
yedeklemeye geliyor. Bu şeklide sağ sağlim yerimize bağlanıyoruz.
Eğitim maceramız ‘Full Eğitimle’ sonlanıyor. Aslında İşin Başından Beri Kimsenin Aklına Bile Gelmeyen Bir Gerçek Vardır. Oda Bu Olayların Mehmet Erem in Ekibe Eğitim Adı Altında Yaptığı Komplolar ve Sonucundaki İşkencelerdir. Fotoğraf Herşeyi Anlatıyor.

Anlatımımda bir yanlışlığım varsa ekip arkadaşlarımdan özür dilerim. Avara ekibinin hoş görüsüne sığınarak kendileriyle tanışmaktan kıvanç duyduğumu belirtmek isterim. Ayrıca eğitimle ilgili her ayrıntıya değinemedim nihayetinde yazım eğitim değil maceralarımız hakkındaydı. Öğrettiği engin bilgilerden ötürü Sevgili Mehmet Erem e saygılarımla.
Fatih Tanış
Sevgilerimle.